Oruç
Oruç, ibâdet niyetiyle imsaktan güneş batıncaya kadar, yemekten, içmekten ve
cinsî münâsebetten kendini men etmektir.
Orucun Farzları
Niyet etmek
Niyetin ilk ve son vaktini bilmek,
İkinci fecirden itibaren güneş batıncaya kadar, orucu bozan şeylerden kendini
tutmaktır. Oruca başlama zamanına "imsak", orucu açmaya da "iftar" denir.
Orucun Kısımları
Oruç altı kısımdır:
Farz,
Vâcip,
Sünnet,
Mendûp,
Nâfile,
Mekruh.
Farz Oruç: Ramazan orucunun edâ ve kazâsı ve keffâret orucu.
Vâcip Oruç: Bozulan nâfile orucun kazâsı ve adak orucu.
Sünnet Oruç: Muharrem ayının 9'uncu günüyle beraber Âşûre günü yâni 10'ncu günü
tutulan oruçtur.
Mendûp Oruç: Her aydan tutulan 3 gün oruç. O üç günün "eyyâm-ı biyz" yani Arabî
ayın 13,14,15 inci günleri olması da mendûptur.
Nâfile Oruç: Şu zikrettiğimiz oruçlardan başka mekruh olmayan oruçlar nâfiledir.
Mekruh Oruç: Yalnız âşûre gününde (dokuzuncu veya onbirinci günü ile beraber
olmadan) tutulan oruçtur. Ramazan bayramının birinci, kurban bayramının 1, 2, 3
ve 4'üncü günleri oruç tutmak tahrîmen mekruhtur.
Oruç Ayrıca İki Kısımdır
Geceden niyet icap eden oruçlar: Ramazanın kazâsı, nâfileden bozulan ve gününe
gün tutulan oruç, keffâret oruçları, zamanı belli olmayan nezir oruçları.
Bunlarda mutlaka geceden niyet şarttır.
Geceden niyet icap etmeyen oruçlar: Ramazan ayında tutulan oruç, zamanı muayyen
olan nezir ve nâfile oruçlar. Bunlara geceden niyet şart değildir. Gece niyet
yapılabildiği gibi, gündüzün kaba kuşluğa kadar da niyet yapılabilir. Ramazan
günlerinde ister mutlak oruca niyet edilsin, isterse nâfileye veya başka bir
vâcipe niyet edilsin, oruç ramazan orucu olur.
Orucu Bozup Sadece Kazâ İcap
Ettiren Şeyler
Oruç hatırında iken boğazına birşey kaçmak,
Ağzına aldığı veya burnuna çektiği su boğazına kaçmak,
Niyetin vakti geçip öğleden sonra niyet etmek,
Unutarak yedikten sonra, orucu bozulmadığı halde herhangi birşeyi kasden yemek,
Ağzına giren kar veya yağmur suyunu yutmak,
İğne vurdurmak,
Burnuna ilâç çekmek,
Kulağına yağ akıtmak,
Fecr-i sâdık doğmadığı zannı ile sahur yemek,
Güneş battığı zannı ile iftar etmek,
Kusmuğunu ağzından çıkarmayıp yutmak,
Arkadaşının veya zevcesinden başkasının tükrüğünü yutmak,
Kendi tükrüğünü dışarı çıkarıp sonra yutmak,
Su veya yağ ile ıslanmış parmağını ayıp yerlerine sokmak,
Dişi kanayıp kanı, tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile müsâvi olduğu halde
yutmak,
Buhur yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.
Orucu Bozup Kazâ ve Keffâret İcâbettiren Şeyler
Bilerek yemek-içmek
Bilerek cinsî münâsebette bulunmak,
Bilerek sigara içmek,
Ermeni kili denilen toprağı veya çamurunu yahut yemeyi adet edindiği bir çamuru
yemek,
Gıybet ettikten sonra (orucu bozuldu diye) bilerek orucu bozmak,
Hanımının veya sevdiği bir kimsenin tükrüğünü yutmak,
Yukarıda sayılanlardan birini yapan kimse bozduğu orucu kazâ eder ve keffâret
olarak da ara vermeden iki ay oruç tutar.
Oruçluya Mekruh Olan Şeyler
Zaruretsiz bir şey tatmak,
Zaruretsiz bir şey çiğnemek,
Önceden çiğnenmiş ve tadı kalmamış bir sakızı çiğnemek,
Öpmek,
Kişinin eşiyle sarılması ve kucaklaşması,
Tükrüğünü ağzında biriktirip yutmak,
Kan aldırmak.
Orucu Bozmayan Şeyler
Unutarak yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmak,
Dokunmak ve oynaşmak veya öpmek ile değil de sırf bakmak veya düşünmekle meni
gelmesi,
Uyurken ihtilam olmak,
Meni gelmeksizin öpmek,
Delirmiş olarak sabahlamak,
Ağza gelen balgamı yutmak,
Burnuna inen akıntıyı yutmak,
Kulağına su kaçmak,
Dişleri arasında kalan nohuttan küçük bir şeyi yemek,
Elinde olmayarak çok dahi olsa kusmak.
Sürme çekmek,
Gıybet etmek,
Göze ilaç damlatmak.
Sadaka-i Fıtır
Ramazan ayında verilmesi vâcip olan bir sadakadır. Nisaba mâlik olan her
müslümana vâciptir. Vâcip olmasının şartları:
Müslüman olmak, hür olmak ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak nisâp miktarı
mala sahip bulunmaktır. Zekâtta olduğu gibi bu malın nâmi (üreyici) olması ve
üzerinden bir yıl geçmesi şart değildir. Zekâtın verildiği yerlere sadaka-i
fıtır da verilebilir.
Vâcip olmasının vakti, ramazan bayramı günü tan yerinin ağarmasıyla, bayram
namazından çıkma zamanına kadardır. Vaktinden evvel verilmesi de câizdir.
Terâvih Namazı
Terâvih namazı ramazan ayının sünnetidir.
Kadın ve erkeğe sünnet-i müekkede olup yirmi rek'attir. Cemaatle kılmak
sünnettir. Tek başına da kılınabilir. Yatsı namazından sonra, vitir namazından
evvel kılınır.
İki veya dört rek'atte bir selâm verilir. Her selâmdan sonra biraz oturmak
sünnettir. Bu esnada salevât-ı şerîfe, salât-ı ümmiye, âyet veya duâlar okunur.
İmam, terâvih kıldırırken arkasındaki cemaatin durumunu nazar-ı itibâra alır;
Şâfiî mezhebinden olanlar da varsa iki rek'atte bir selâm verir.
Zekât
Zekat; zekâta mahsus malı, hususî şartlarıyla müstehak olana temlik ederek
vermektir. Bu itibarla, zekât verecek kimse zekâta niyet ederek bir fakiri
doyursa, temlik olmadığından zekâtını ödemiş sayılmaz.
Zekâtın farz olmasının şartı: Bâliğ, (ergen) akıllı ve hür olan ve borcu
bulunmayan müslümanın, aslî ihtiyacından fazla olarak üzerinden bir yıl geçen
nisap miktarı mala mâlik olmasıdır. Nisap miktarı malda, ayrıca nemâ (üreme,
çoğalma) da şarttır. Altın ve gümüş, çoğalmasa da, nisap miktarı olunca
zekâtları verilir.
Nisap: Zekâtın vâcip olması için dinin koyduğu bir ölçüdür ki, bu da kişinin
borcundan hariç 20 miskâl (80.18 gram) altın veya bunun değerinde para ve
ticaret malıdır.
Paranın her 40 liradan bir lirası zekât olarak verilecektir. Canlı hayvanların
zekâtı nev'ine göre değişir. Koyunda; kırkta bir, devede; beş devede bir koyun,
sığırda; otuzda bir danadır. Madenler de zekâta tâbidir.
Öşür
Öşür, arâzi mahsüllerinin zekâtıdır ve çıkan mahsûlden onda birini vermektir.
Şâyet arâzi para ile sulanıyorsa yirmide biri verilir. Arazi mahsülleri, buğday,
arpa, pirinç, darı, karpuz, hıyar, patlıcan, yonca, zeytin, susam, bal, kudret
helvası şeker kamışı ve meyveler gibi mahsüllerdir. Türkiyede araziler tapulu ve
sahipli olduğu için Türkiye arazisi öşür arazisidir. Ziraatle uğraşan
müslümanların yediklerinin helal olabilmesi için bu öşür zekâtını mutlaka
vermeleri lâzımdır.
Masârıf-ı Zekât
Masârıf-ı zekât, zekâtın verilip sarfolunabileceği yerler demektir ki, 8'dir.
Tevbe sûresinin 60. âyetinde açıklanmıştır.
Zekâtın Verileceği Yerler
(Nisaba sahip olmayan) Fakirler,
(Hiç birşeyi bulunmayan) Miskinler,
Zekât toplama memurları,
Müellefe-i kulûb,
Kölelikten kurtulacak kimseler,
(Borcunun karşılığı malı olmayan) Borçlular,
(Fi sebîlillah) Allâh yolunda,
(Harçlıksız) Yolda kalmışlar.
Zekât bu sekiz yerden herhangi birine verilebilir. Ancak verilmesi en faziletli
yer, hiçbir şeyi olmayan miskinler ve Allâh yoludur.
Hac
Hac, zilhicce ayında ihrama girerek arefe günü Arafat'ta vakfe yapmak, sonra da
Kâbe'yi tavaf etmekten ibarettir.
Şartlarını hâiz olan her müslümana, ömründe bir defa hac yapmak farzdır.
Haccın Farz Olmasının Şartları
Müslüman olmak,
Ergenlik çağına ulaşmış olmak,
Akıllı olmak,
Hür olmak,
Aslî ihtiyaçlarına ve evine dönünceye kadar âile ferdlerine yetecek, yol ve
vasıta masraflarını karşılayacak kadar paraya sahip bulunmak.
İslâm memleketi olmayan yerde müslüman olan kişi, haccın farz olduğunu bilmek.
Haccın Edasının Farz Olma Şartları
Vücudun sıhatte olması,
Yol emniyetinin bulunması,
Kadının, kocası veya mahreminin (oğlu, kardeşi, babası gibi, nikâhlanması câiz
olmayan bir yakınının) yanında bulunması.
Kocası ölen veya boşanmış olan kadının iddetinin bitmiş olması,
Hapislik gibi bir engelin bulunmaması.
Haccın Sıhhatinin Şartları
İhram (Hac niyeti ile ihrama girmek)
Zaman (Zilhicce ayı)
Mekân (Kâbe ve Arafat)
İslâm. (Yani müslüman olmak)
Hac hakkında daha geniş bilgiye sahip olmak isteyenler "Muhtasar HAC REHBERİ"
isimli eserimize müracaat edebilirler.
Kurban
Kurban, Allâhü Teâlâ'ya yakınlık için, ibâdet niyetiyle kurban bayramı
günlerinde, kurbana müsait bir hayvanı kesmektir.
Kendisine fıtır sadakası vâcip olan kimselere kurban da vâciptir. Yâni nisaba
mâlik olan hür, mukîm, her müslümana vâciptir.
Kurban, kesenin kendi nefsine bedel olarak kesilir. Allâh rızâsı için hâlisâne
bir niyetle kesilen kurbanın akan ilk kanı ile birlikte kurban kesen mü'minin
günahlarının bağışlanacağı beyân olunmuştur.
Kurbanın Kesilme Vakti, Şekli ve Niyet
Kurbanın kesilecek vakti, Kurban Bayramı'nın birinci, ikinci ve üçüncü günüdür.
Ancak, günlerin tesbitindeki hesap hataları göz önünde bulundurulmalı ve imkân
nisbetinde üçüncü güne bırakmamaya gayret etmelidir. Zaten efdal olan da birinci
günü kesmektir.
Kurbanı Kesme Şekli
Kurbanlık hayvan incitilmeden kıbleye karşı yatırılır.
Ayakta iken duâsı okunur.
Üç defa "Allâhü ekber, Allâhü ekber lâ ilâhe illellâhü vallâhü ekber, Allâhü
ekber ve lillâhilhamd" diye tekbir alınır ve şöyle niyet edilir:
- "Yâ Rabbi! Şu vücûdum sana karşı o kadar hata, o kadar isyân etti ki,
affedilebilmem için bu vücûdu sana kurban etmem icabediyor. Fakat sen şerîatınla
insan kurban etmeyi haram kıldığından vücûduma bedel olarak bu hayvanı
kesiyorum, kabul eyle Yâ Rabbi, Bismillâhi Allâhü ekber." deyip kurban kesilir.
Evlâ olan, kişinin kurbanını kendisi kesmesidir. Ancak, kesmek elinden
gelmeyenin, müslüman birini vekil edip yanında durması efdaldir.
Kurbanın eti üçe taksim edilir. Bir parçası kendi ailesine nafaka, ikinci
parçası dost ve ahbaba ziyafet, üçüncü parçası da fakirlere sadaka olarak
verilir.
Günah Nedir ve Başlıca
Günahlar
Günah: Allâh'ın haram kıldığı herhangi bir şeyi yapmaktır.
Günahlar İki Kısımdır
Büyük günahlar,
Küçük günahlar.
Başlıca Büyük Günahlar
Allâh'a ortak koşmak,
Adam öldürmek,
Nâmuslu kimseye iftira etmek,
Zina etmek,
Harpten kaçmak,
Sihir yapmak ve yaptırmak,
Yetim malı yemek,
Ana ve babanın, meşrû isteklerine karşı gelmek.
Harem-i şerifte günah işlemek.
Fâizcilik yapmak,
Hırsızlık yapmak,
İçki içmek.
Her ne kadar sayı itibâriyle büyük günahlar 12 ise de, ictihâden bu günahlardan
biri kadar çirkin olan herhangi bir günah da büyük günahtır. Ayrıca devamlı
yapılan küçük günahlar da büyük günah olur.
Günah Hastalığından Kurtulmanın
İlâcı: Tevbe ve İstiğfar
Maddî kirleri sabun ve su giderdiği gibi kalbi karartan, insanı cehennemlik
yapan, mânevî hastalık ve kirleri de tevbe, istiğfar ve Allâh'tan korkarak
gözlerden akıtılan nedâmet yaşları giderir.
Doğuştan, insan gâyet temiz ve güzel yaratılmıştır. Peygamber Efendimiz, insan
kalbinin fıtraten ayna gibi beyaz yaratılmış olduğunu beyân buyuruyor. İnsan, bu
kalbi karartır, içine şüphe, vesvese, fitne, fesat, kin, intikam ve hased gibi
zulmânî hisler doldurursa o insan korkunç bir hastalığa tutulmuştur. Bu
hastalıktan kurtulamazsa Allâh korusun gideceği yer cehennemdir. Bu hastalıktan
kurtulmanın çâresi de tevbe ve istiğfar etmek, ayrıca kalbinden kötü niyet ve
hisleri atarak, pişmanlık gözyaşları dökmektir.
İnsan günah kirlerinden temizlenmek için tevbe ve istiğfara devam etmelidir.
Bilhassa gece yarılarında ve seher vakitlerinde namaz kılarak ve salevat-ı
şerife ve dualar okuyarak Cenâb-ı Hakk' tan af ve mağfiret dilemelidir.
Ümitsizlik Doğru Değildir
Emin de, yeis de küfürdür. Yâni, "Ben şu kadar hayırlar yaptım; artık Cennet'i
kazandım" gibi inanç ve düşünce içinde olarak kendisini Allâh'ın gazabından emin
kabul etmek, veya: "Ben bu kadar günahlar işledim. Cehennemi boyladım. Bana
kurtuluş yoktur" gibi bir yeis (ümitsizlik) içinde bulunmak da küfürdür.
Peygamberimiz: "Mümin, korku ile ümit arasında olacaktır" buyuruyor. Mü'min,
Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinden dolayı ümit mevkiinde, kendi noksanından dolayı da
korku mevkiinde olacak. Öyle ki, Cennet'e bir kişi girecek deseler, "Acaba ben
miyim?", Cehennem'e bir kişi atılacak deseler, "Acaba ben miyim?" diyecektir.
Bir hadîs-i kudsîde Cenâb-ı Hakk: "Kulum bana bir karış gelirse ben ona bir
kulaç varırım, kulum bana yürü-yerek gelirse, ben ona koşarak varırım"
buyuruyor. Bu hadîs, Cenâb-ı Hakk'ın kendisinden af ve hidâyet isteyen kuluna af
ve hidâyeti lütfetmekteki acelesinin ifâdesidir.
Tevbenin Kabul Olmasının Şartları
İnsan, işlediği günâhın zararını bilmelidir. Çünkü günah insanı dünya ve ahiret
saadetinden uzaklaştırır.
İnsan, işlediği günahlardan kalben elem ve pişmanlık duymalıdır.
Bir daha günah yapmamağa kararlı olmalıdır. Bir günah işleyince hemen akabinde
iyilik yapmalı, namaz kılıp istiğfar etmelidir. En büyük istiğfar tesbih
namazıdır.
Ayrıca hakkına tecâvüz ettiği kimselerle helâllaşmalıdır. Kalb gaafil ve günah
yapmaya istekli olduğu halde sırf dil ile yapılan tevbe ve istiğfar faydasızdır.
Büyük İstiğfar
سُبْحَانَ ٱللهِ وَبِحَمْدِهِ
سُبْحَانَ ٱللهِ
ٱلْعَظِيمِ اَسْتَغْفِرُ ٱللهَ
ٱلْعَظِيمَ وَاَتُوبُ
اِلَيْكَ
"Sübhânallâhi ve bihamdihî sübhânallâhi'l-azıym estağfiru'llâh'el-azıym ve etûbü
ileyk."
Bilhassa kendisinden büyük günah sâdır olmuş kimseler ise, aşağıdaki şu duâya
çokça devam etmelidir:
ٱَللّٰهُمَّ مَغْفِرَتُكَ اَوْسَعُ
مِنْ ذُنُوبِى وَرَحْمَتُكَ
اَرْجٰى عِنْدِى مِنْ عَمَلِى
"Allâhümme mağfiretüke evseu min zünûbî ve rahmetüke ercâ indî min amelî."
İnsanda bütün günahların ve kötü ahlâkların baş sebebi "nefs-i emmâre" dir.
Peygamberimiz nefisle alâkalı "Senin en büyük düşmanın iki kaşının arasındaki
nefsindir" buyurmuşlardır. Şimdi Mehmed Şemseddin Nuri Hazretlerinin Miftâhul
Kulûb isimli kitabından nefsin ne olduğunu kısaca öğrenelim.
Nefs-i Emmâre
"İnsanda iki ruh vardır: Birine ruh-i hayvânî denir ki, bu Cenâb-ı Hakkın celal
sıfatının tecellîsi ile yaratılmıştır. Birine de ruh-i sultânî denir. O da Cenâb-ı
Hak'kın cemâl sıfatının tecellîsi ile yaratılmıştır . Beden ülkesinde bu iki
padişahın birer veziri ile birer şeyhulislâmları vardır ki, vücüt iklimini
onlarla idare ederler. Ruh-i hayvanînin veziri aklı maâş ve mercii (danışmanı),
Şeytan'dır. O, Şeytanlarla istişâre eder. Ruh-i sultanînin de veziri aklı maâd
ve şeyhulislâmı melektir. O da onlarla istişare eder. Ruh-i hayvanînin zevki,
yiyip içmek, giyip kuşanmaktır. Yani zâhirde insana lezzet verecek ne varsa
onların hepsinden safâ ve kuvvet bulup, ruh-i sultanîye gaalip gelir. Ruh-i
sultanînin zevki, zikir, fikir , ibâdet ve Allâh'ın emirlerine itâat ve
yasaklarından kaçınmaktır. Ruh-i sultanî, işte bunları yapmakla ruh-i hayvanîye
gaalip gelir.
Yukarıda anlatıldığı gibi, bunlar vücütta hükmederler. Birinin sıfatı diğerinin
sıfatına zıt olduğu için daima birbirleriyle muhârebe ve mücâdele ederler. Ruh-i
hayvanînin aslı "emmâre bissüü" dür. Yani mübâlağa ve şiddetle kötülüğü
emredicidir. Ona "nefis" ismi verilir. İşte bu sıfat Cenâb-ı Hakkın celal
sıfatının mazharıdır ki, daima hakkın rızâsına muhalif şeylerden lezzet ve
kuvvet bulur.
Ruh-i sultanînin asıl sıfatı sâfiyedir. Ona sıfat-ı insan ismi verilir. (İnsan
bu sıfata sahip olduğu zaman kamil insan olur.) Bu sıfat Cenâb-ı Hakk'ın cemâl
sıfatının mazharıdır ki, daima Cenâb-ı Hakkın rızâsındadır ve ondan bir adım
ayrılmak istemez. Bu sebeble, bu iki sıfat birbirine tamamen zıt olup, vücut
ülkesinde muhârebe ederler.
Meselâ, bir vücutta ruh-i sultanî ruh-i hayvanîye gaalip olmayıp, ruh-i hayvanî
kendi haline bırakılırsa, sıfatı emmârelikte kalır. Zamanla ruh-i hayvanî ruh-i
sultanîye gaalip olur ki, o kimse hayvan gibidir. Belki daha alçak olup "hasireddünya
vel âhireh" (Dünya ve ahıreti hüsranda) kalır. Amma, ruh-i sultanî, ruh-i
hayvânîyi kendi hâline bırakmayıp, her an mücâhede ve muhârebe ederse, o zaman
ruh-i hayvanîyi ister istemez kendine bağlar. Her emrine itaat ettirerek ilahî
emri yerine getirmiş olur. İşte bu kimselerin kurtuluşa ereceği umulur. Fakat
yine de düşmesinden korkulur. Çünkü nefsin hîlesi çoktur."
Cihad
Cihad, sırf Allâhü Teâlânın dinini yaymak için yapılan gayretlerdir. Müslümanlar
her gün yerine getirmekle mükellef bulundukları ibâdet vazifelerinin yanında
ayrıca cihadla da me'murdurlar.
Bid'at ve bâtıllarla mücâdele etmek, îmanı ve ahlâkı kemiren şer cereyanların
ortadan kaldırılması için malı, canı ve bütün varlığı ile çalışmak her müslüman
için başlıca vazifedir.
Cihad, ilâ-i kelimetillah için yapılır. Yâni kelime-i tevhidin nurunu yaymak, bu
nurla müşerref olanların imânını küfürden korumak, bu nurla müşerref olmayanlara
da bu nuru aşılamak için yapılır. Hak ile bâtıl çeşitli şekil ve sûrette dâimî
mücâdele hâlinde olduklarından cihâd da her yerde, her zaman kıyâmete kadar
vardır. Bu mücâdelede her müslüman hakkın ve haklının yanında yerini almakla
hakkın zaferi küfrün de mağlûp edilmesi için bütün gücü ile uğraşmak ve
çalışmakla vazifelidir.
Cihadın bu şekli zâhirî olanıdır. Bir de bâtınî cihad vardır ki, bu da insanın
kendi vücudundaki nefse karşı yaptığı cihattır. Bu ise cihatların en büyüğüdür.
Peygamber Efendimiz'in cihadın ehemmiyetini bildiren mübârek hadislerinden
bazılarının meâlleri:
"Bir kimse Allâh yolunda cihad etmeyerek ve gönlünden cihâd etmeyi geçirmeyerek
ölürse bir nevi nifak üzere ölür." Neûzübillâh
"Cihâd, kadın ve erkek her müslümana farzdır."
"Cihâddan kaçan, müslümanım demesin."
Müslümanların Cemiyet İçindeki
Vazifeleri
Komşu Hakkına Riâyet
Âile ve akrabalarımızdan sonra bize en yakın olan komşularımızdır. Komşu hakkını
son derece gözetmek; elimizle, dilimizle ve diğer hareketlerimizle onları
katiyyen rahatsız etmemek gerekir. Çünkü Peygamber Efendimiz: "Bana Cebrâil
komşu hakkı hususunda o kadar çok tavsiyelerde bulundu ki, nerede ise komşuyu
komşunun malına vâris kılacak sandım" buyurmuşlardır.
Müsâfire Karşı Vazifelerimiz
"Her kim ki Allâh'a ve âhiret gününe imân ederse müsâfire ikram etsin"
buyuruyorlar. Ayrıca müsâfir, geldiği yerde yokluk ve darlığa sebep olmayıp,
bil'âkis bereket ve bolluk vesilesi olacağını beyanla "Müsâfir geldiği eve on
nasibi ile gelir. Birini yer, dokuzu orada kalır" buyuruyorlar. Evleri ve
imkânları müsait olan müslümanların, islâmî hususlara riâyet ederek, müsâfire
ikramda bulunmaları çok önemli vazifelerdendir.
Diğer İctimâî Vazifelerimiz
a) Başkalarının haklarını tanımak ve hiç kimseye zarar vermemek, nâmus ve müllk
haklarına riâyet etmek,
b) İyilik yapmak, kimseye haset etmemek,
c) Başkaları ile istihzâ ve alay etmemek,
d) Başkalarının ayıplarını ortaya çıkarmamak.
|