|
KURBAN NEDİR?
Allahü Teâlâ inanan
kullarına kulluk borcu olarak bedenî, lisânî, kalbî ve mâlî ibadet ve
mükellefiyetler yüklemiştir. Her biri Allah’ın rızasını kazanmaya rahmet
ve nusretine yakın olmaya ve ahiret hayatında büyük nimet ve yüce
derecelere kavuşmamıza vesile olacak mâlî ibadetlerden birisi de kurban
kesmektir.
Kurban Allah rızası için, ibâdet niyyeti ile belirli günlerde cins, yaş
ve vasıflarını dinimizin tayin ve tesbit buyurduğu hayvanlardan birini
kesmektir.
Kurban, Bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde kesilir. Efdal
olanı birinci gününde bayram namazından sonra kesilmesidir.
KURBAN NİÇİN KESİLİR?
Kurban; Cenâb-ı Hakk’ın “Rabbin için
namaz kıl, kurban kes” emrine uyarak, rızası kazanılmak için kesilir.
Kesilen kurbanın akan kanı ile birlikte sahibinin günahlarının da
bağışlanacağı Peygamberimiz (s.a.v) tarafından müjdelenmiştir.
Kurban; kendisine kurban kesmek vâcip olanların vücuduna bedel olarak
kesilir.
KURBAN KESMEK KİMLERE VÂCİP OLUR?
Akıllı, hür ve mukim olan, aslî
ihtiyaçlarından fazla nisap miktarı mal veya paraya sahip (yani
Kurban Bayramı günlerinde bir kurban alıp kesebilecek durumda olan)
kadın-erkek her müslümana kurban kesmesi vâciptir.
KURBAN HANGİ HAYVANLARDAN OLUR?
Kurban şu dört cins hayvanlardan olur:
1- Koyun (Bir yaşını doldurmuş olması lâzımdır. Ancak anası kadar
gelişmiş ve 6 ayını doldurmuş bir kuzu da kesilebilir)
2- Keçi (Bir yaşını doldurmuş olması lâzımdır)
3- Sığır-manda (İki yaşını doldurmuş olması lâzımdır)
4- Deve (Beş yaşını doldurmuş olması lâzımdır)
Bunlardan başka (Tavuk, Ördek, Kaz vb.) hayvanlardan kurbanın hiçbir
nev’i (yâni vâcip, adak, akîka) câiz olmaz.
KURBAN NASIL KESİLİR?
Kurban kesecek müslüman, kurbanlık
hayvanı incitmeden kıbleye karşı yatırır. Ayakta olarak :
“Bismillahirrahmanirrahim” dedikten sonra biliyorsa “İnne salâtî ve
nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillahi rabbil âlemîn” Âyet-i Celîlesini
okur ve şöyle niyet eder:
“Yâ Rabbî, şu vücudum sana karşı o kadar isyan etti ki, affedilmem için
bu vücudumu sana kurban etmem icabediyor. Fakat sen Kitab’ınla insanın
kurban edilmesini haram kıldığından, vücuduma bedel olarak bu hayvanı
senin rızan için kesiyorum. Kabul buyur yâ Rabbî” dedikten sonra üç defa
“Allahü ekber, Allahü ekber, lâilâhe illâllahü vallâhü ekber, Allahü
ekber velillâhil hamd” diye tekbir alır ve “Bismillâhi Allâhü
ekber“ der ve kurbanı keser.
Burada dikkat edilmesi gereken iki husus daha vardır:
1- Kurbanlık hayvan kesileceği yere incitilmeden götürülmeli ve önceden
hazırlanmış keskin bıçak ile kesilmeli, eziyet ve zahmet verilmemelidir.
2-Fazla eziyete sebebiyet vermemek için hayvan kesilir kesilmez hemen
yüzmeye başlamamalı, haraketleri sükun bulduktan sonra soymalıdır.
KURBAN KESİLDİKTEN SONRA NE YAPILIR?
Kurban kesen müslüman, kurban kesilip
yüzüldükten sonra Allah rızası için iki rek’at namaz kılar. Namazın
birinci rek’atında Fatiha’dan sonra Kevser sûresini (İnnâ a’taynâ kel
kevser), ikinci rek’atta Fatiha’dan sonra İhlâs sûresini (Kul hüvallâhü
ehad) okur.
Bu namaz Allah’a şükür secdesi makamında menduptur.
Yine kurban kesen müslümanın o gün ilk olarak kurbanın ciğerinden yemesi
menduptur.
Kurbanın eti üçe taksim edilerek, bir bölümü evde çoluk-çocukla
yenilmeli, bir bölümü civardaki (kurban kesemeyen) fakir müslümanlara
verilmeli geriye kalan bölümü eşle-dostla yenilmeli veya hediye
edilmelidir. Gerekirse Hıristiyan komşulara verilmeli.
Müşterek kesilen kurbanların etleri, ortaklar arasında tartılmak
suretiyle eşit ağırlıklarda ayrılmalıdır ki, birbirlerine hakları
geçmemiş olsun. Ayrıca et taksimâtını yaptıktan sonra ihtiyâten
helâlleşmeleri daha muvâfık olur.
KURBAN KİM TARAFINDAN KESİLİR?
Kurban sahibinin elinden geliyorsa
bizzat kendisinin kesmesi evlâ ve eftaldir. Şayet elinden gelmiyorsa,
münasip bir müslümana vekâlet vererek kurbanını kestirmeli ve mümkünse
başında bulunarak şâhit olması müstehaptır.
GAZETE VE TV’LERDEKİ KURBAN MÜNÂKAŞALARI ÜZERİNE…
Hemen her kurban bayramı öncesinde, bazı çevreler tarafından ısrarla
gündeme getirilen ve sanki o güne kadar hiç yapılmamış bir iş gibi
takdim edilen “kurbanın hükmü” ve “kesim şekli”, geçen sene olduğu gibi
yine mutad üzere memleketimizde gazete ve televizyonlarda tartışılmaya
başlandı. Üzülerek ifâde edelim ki; bir yanda ortalıkta aç-sefil dolaşan
sahipsiz binlerce “toplum kurbanı” çocuklar, bir yanda da ortalıkta
halledilmesi gereken binlerce ictimâî meseleler dururken, medyamız,
kendisini hiç de alâkadar etmeyen dinî meselelerle uğraşıyor. Her bayram
öncesinde milletin önünde; ehil olan, olmayan kişiler tarafından yapılan
bu münâkaşalar, cemiyetimizde, ister istemez bir gerginlik meydana
getirerek yer yer kafaların karışmasına da sebebiyet veriyor.
Dolayısıyla bu noktada vatandaş soruyor:
“Kessek mi, kesmesek mi? Şoklasak da mı kessek, yoksa şoklamadan mı
kessek? Kurban alıp kesmek yerine, bu parayı fakirlere-yoksullara mı
versek?..”
Biz de maalesef, 1400 küsur senedir tatbik olunan ve sıradan her
Müslüman tarafından dahi bilinen şeyleri tekrar etmeye, yeniden yazıp
çizmeye mecbur kalıyoruz.
Her şeyden evvel kurban, mâlî bir ibâdettir. İbâdetlerin Allah ile kul
arasında sadece kulluğun ifadesinden, emrin yerine getirilmesinden
ibâret olan ferdî olanları bulunduğu gibi, yine ibâdet olup da iktisâdî,
ictimâî, idarî, hatta kültürel tarafları olanları da vardır. Kurban, hem
kul ile Allah arasında bir ibâdet, hem de ictimâî ve iktisâdî ciheti
olan bir vecîbedir. Dolayısıyla Allâh’ın emrini yerine getirmenin
yanında, herkesin şuur ve idrâkine göre dînî duygu ve düşünceleri
yaşamasıdır.
Bir şâir, “Kebş-i nefsim Hakk’a kurbân eyledim” yani nefis koçumu
Allâh’a kurban ettim, diyor. Kezâ mü’minler kurbanlarını keserken,
“Yâ Rabbî, şu vücudum sana karşı o kadar hata, o kadar isyan etti ki;
affedilebilmem için bu vücudu sana kurban etmem îcap ediyor. Fakat
şerîatinle insan kurban etmeyi haram kıldığından, vücuduma bedel olarak
bu hayvanı kesiyorum, kabul eyle” derler. Böyle hâlisâne bir niyetle
keserler kurbanlarını.
Demek ki kurban kesmek, bu duyguları yaşatabiliyor... Sûreten bir
hayvanın kesilmesinden ibâretmiş gibi görülen bu kurban ibâdeti; îfa
edilirken, en kıymetli şeylerin bile Allah için hiç çekinmeden fedâ
edilebileceğinin mesajını vermektedir.
Kurbanın ictimâî yönünden de bahsetmiştik... Elbette ki yoksullar,
bayram olan günü yokluk içinde değil, ictimâî refaha iştirak ederek
yaşayacaklar. Zira, her zaman yiyemedikleri bir gıdâyı temin etmelerine
vesîle oluyor kurban...
KURBAN, İSLÂM DİNİNİN ŞEÂİRİNDENDİR
Kurban, Allah Teâlâ’ya kurbet
(yaklaşmak) için kurban niyetiyle belirli bir vakitte kesilen hususi
hayvanın adıdır. Kurban kesmek, zekât ve bayram namazları gibi hicretin
ikinci yılında meşrû kılınmıştır. Meşrûiyeti Kitap, sünnet, ve icma’
delillerine dayanır.
Cenâb-ı Hakk, Kevser Sûresinde, “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes”
buyuruyor. Bu âyet-i kerimedeki “namaz”dan maksat bayram namazı,
“kesmek”ten kasıt da, kurban kesme günlerinde kesilen hayvanlardır.
Başka bir âyet-i kerimede ise, kurbanlık develerden şöyle bahsedilir:
“Kurbanlık develeri de size, Allâh’ın şeâirinden kıldık.” (S. Hac, 36)
“şeâir”in mânâsı, Allâh’ın dininin alâmeti, işâreti olan hususlardır.
Pek çok şey alâmetleri ve işâretleri ile tanınır; bunlar hiç terk
edilebilir mi?
Hâl böyle olunca yapılacak iş; kurbanı kesmemek için bahaneler aramak
yerine, kesebilmek için çareler aramak olmalıdır.
Sünnette de kurbanla alâkalı birçok delil vardır. Müslim (r.h.)’in Hz.
Enes (r.a.)’den yapmış olduğu rivâyet bunlardan birisidir:
“Resûlüllah (s.a.v.), beyazı siyahından çok, boynuzlu, iki koç kurban
etti. Onun; ayağını hayvanın yanlarına koyduğunu, Bismillah deyip tekbir
getirerek eliyle onları kestiğini gördüm.” (Kitâbü’l-Edâhî, 17; Buhârî,
K. Edâhî, 9)Bir diğeri de Hz. Âişe (r.anhâ) vâlidemizin rivâyet
etmiş oldukları şu hadîs-i şeriftir: “Âdemoğlu, kurban bayramı
gününde kan akıtmaktan daha sevimli bir amelle Allâh’a yaklaşabilmiş
değildir. Kanını akıttığı hayvan, kıyâmet günü boynuzları, çatal
tırnakları ve kılları ile gelecektir. Akan kan yere düşmeden önce, Allah
Teâlâ katında yüksek bir makama ulaşır. Bu bakımdan kurbanlarınızı gönül
hoşluğu ile kesiniz.” (İ. Mâlik, Muvatta’, Kur’an 24; Tirmizî, Edâhî,
1; İbn-i Mâce, Edâhî, 3)
Ayrıca, Müslümanlar’ın tamamı, kurbanın meşru’ olduğu üzerinde icma’
etmişlerdir.
Kurban vecîbesinin yerine getirilmesi; hak yolundaki fedâkârlığın bir
nişânesi, Allah Teâlâ’nın verdiği nimetlere karşı kulun bir şükrânesidir.
Ayrıca günahların bağışlanmasını dilemektir. Bunların neticesi olarak da
sevâba nâil olmak ve bir takım belâlardan korunmaktır. Velhâsıl kurbanın
meşrûiyeti; dînî, ahlâkî, ictimâî bir takım hikmetlere, maslahatlara
istinat eder, dayanır. Bunu takdir etmeyecek bir akıl sahibi tasavvur
olunamaz. (Ö. Nasuhi Bilmen, B. İslâm İlmihâli, Yedinci kitap, s. 410)
|
|
|
KURBAN KESMENİN HÜKMÜ
Kurban bayramında; hür, mukim,
zengin, olan yani temel ihtiyacı dışında 200 dirhem gümüş veya bunun
karşılığı bir paraya sahip bulunan her Müslüman için kurban kesmek bizim
mezhebimize (Hanefî mezhebine) göre vâciptir. Şâfiî, Mâlikî ve
Hanbelîler’e göre ise kurban, sünnet-i müekkededir. Hatta Hanbelîler’e
göre, ödeme imkânına sahip olan kimse, borç ederek de olsa, kurban
parasını temin edebiliyorsa, kurban kesmeye muktedir sayılır. (el-Fıkhu
ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa)
Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır merhum şunları söylüyor: “Kurban
kesmek, zekât ve sadaka-i fıtır vermekten daha fazla bir fedâkârlık
ifade eden bir ibâdettir. Onun için bunda kudret şart olmakla beraber,
zekât kadar kudret-i müyessire (yüksek mertebede bir mâlî kudret) de
şart değildir.” (Hak Dini Kur’an Dili, 9/1697)
Kur’ân-ı Kerim’deki kurbanla alâkalı âyetlere ve bu mevzûdaki hadîs-i
şeriflere, sıradan mukallid bir mü’min olarak baktığımızda bile, kurban
kesmenin ehemmiyeti çok açık bir şekilde görülmektedir. Bu husustaki
nasslardan, gücü yeten mü’minin senede bir kere kurban bayramı
namazından sonra ve üç gün içinde kurban kesmesi gerektiğini,
Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in bu ibâdetin yerine getirilmesi için
açık îkazlarda bulunduğunu anlıyoruz. Binâenaleyh mezhep imâmımız İmâm-ı
A’zam (rh.) hazretlerinin kurban kesme hükmünü vâcip olarak görmesi de,
elbette ki edille-i şer’iyyenin bu iki sağlam temellerine (Kitap ve
sünnete) dayanmaktadır. Bununla birlikte Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî
mezhebi müctehidleri kurban kesmenin sünnet olduğuna hükmetmişlerdir.
Kurban kesmenin sünnet olduğuna kail olanların görüşü şu hadîs-i şerife
dayanmaktadır:“Zilhicce ayının on günü girip de biriniz kurban kesmek
isterse, kurbanın ne kıllarından ne tırnaklarından bir şey almasın.”(Müslim,
Edâhî, H. no: 1977)
Kurban kesmenin sünnet olduğunu söyleyenler, hadîs-i şerifte geçen “men
erâde (isterse)” kelimesinin ihtiyar (istediği gibi hareket edebilme,
serbestlik) ifade ettiğine kail olmuşlardır. Halbuki İmâm Mergınânî (rh.),
bunun keyfîlik ve ihtiyar değil, sehvin zıddı olduğunu, dolayısıyla
“kurban kesmeyi kastederse” mealinde anlaşılabileceğini söylemektedir.
(el-Hidâye, 4/113)
Hanefî mezhebi Müctehdilerinden İmam-ı Muhammed (rh.), kurban kesmenin
sünnet olduğuna ictihad etmekle beraber, “terkine ruhsatı olmayan bir
sünnettir” diyor. Cumhur da, “Kifâye yoluyla bir sünnet-i müekkededir”
kanaatini beyan eder. Aynı şekilde İmam Mâlik (rh.), “Kurban vâcip değil
sünnettir. Ama gücü yetenin kesmemesini hoş karşılamam” der. (Muvatta’,
2/384)
Gazetete ve televizyonlardaki Kurban münâkaşasını yapanların maksadı
başkadır. Bunlar kendi başına bir fıkhî usûl çerçevesi içinde farklı
görüşleri ortaya koyma ve bu görüşlerden tercih olunanları tesbit etme,
hatta müctehid taslaklarının “yeni bir ictihad” yapma heveslerinin de
ötesinde çok daha farklı ve tehlikeli bir mânâsının bulunduğu
kanaatindeyiz. Şöyle ki:
“Tartışma”nın özü, hac dışında kurban kesilip kesilmeyeceği ve bizâtihî
kurban ibâdetinin kendine hâs bir ibâdet mi, yoksa bir infak mı olduğu,
dolayısıyla şahsî karara göre kurban bedelinin fakir ve muhtaçlara infak
edilip edilemeyeceği meselesiyle alâkalıdır.
Şayet bu iki düşünceden biri esas alınacak olursa, mesele çok vahim ve
tehlikeli bir mecrâya kayar!.. Ve kimsenin şüphesi olmasın ki; bu iş,
“dinde reform” mânâsına gelir. O da “tartışmacılar”ın boyunu çok çok
aşar!
Velhâsıl sormazlar mı adama, “mademki namazda gözün yok, kulağın niye
ezanda?” Veya “kılmadığın namazın duâsından sana ne?”
KURBAN PARASI YOKSULLARA TASADDUK
EDİLEBİLİR Mİ?
“Kurban alıp kesmek yerine, bu para
fakirlere, yoksullara verilebilir mi?”
Bu suâlin vevabını, geliniz Fâtih devri kadıasker ve şeyhulislâmlarından,
büyük âlim Molla Hüsrev (rh.) hazretlerinden alalım. O büyük zât,
Düreru’l-Hukkâm, fî şerhi Gureri’l-Ahkâm isimli muhallet eserinde diyor
ki:
“Kurban kesme günlerinde kurbanını kesmek, kurbanın parasını tasadduk
etmekten efdaldir. Zira kurban kesmek vâcip veya sünnettir... Tasadduk
ise sadece tatavvu’dur, yani nâfiledir.” (Kitâbü’l-Udhiyye, c. 1)
Daha önce de ifade ettiğimiz üzere kurban, Ehl-i Sünnet mezheplerinden
hiçbirine göre nâfile bir ibâdet hükmünde değildir. Mensûbu bulunduğumuz
Hanefî mezhebine göre ise vâciptir. Vâcip olmasının delili de,
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in “Bir kimsenin hâli vakti yerinde
olur da kurban kesmezse, sakın bizim namazgâhımıza yaklaşmasın” kavl-i
şerifidir. Bu hadîs-i şerifi, İmam Ahmed bin Hanbel ile İbn-i Mâce
rahımehümallâh rivâyet etmişlerdir. Bunun gibi vaîde yani tehdide, ancak
vâcibi terk eden lâyık olur. (Molla Hüsrev, a.g.e.)
Ayrıca dinimizde mâlî yardım şeklindeki ibâdetler zaten mevcut. Kurban
kesme emrinin verildiği zamandan beri sadaka, fitre, zekât gibi
ibâdetler var. Yani her bireri ayrı ayrı emredilmiş. Allah Teâlâ kurban
kesmeyi emrederken, diğer ibâdetleri de farz veya vâcip kılmış,
bazılarını da teşvik etmiş. Bu demektir ki, ayrıca kurban kesmeye
ihtiyaç var. Haddizatında bu mâhut soru, haccın ne olduğunu bilmeyen,
hacla hiçbir alâkaları da olmayan bir gürûhun, “Efendim, memleketimizde
büyük bir iktisadî sıkıntı yaşanmaktadır, binaenaleyh bu sene hacca
gidilmesin, hac paraları bilmem nereye verilsin” zırvalarının aynısı.
Zira hiçbir ibâdet edâ makamında diğerinin yerine ikame edilemez. Hepsi
de ayrı ayrı yapılır. Çünkü âlemlerin Rabbi olan Mevlâmız böyle
emretmiş. Bunu kimse kendi hevâsına göre değiştirmek hakkına sahip
değildir.
Zamanında yapılamayıp kazâya kalması hâlinde ise, hangi ibâdetin nasıl
kazâ edileceği hususu en küçük teferruâtına varıncaya kadar
açıklanmıştır. Bu vaziyet kurban için de böyledir: “Kesim günlerini
geçiren bir kimse şayet fakirse, kurbanın kendisini diri olarak tasadduk
eder; çünkü bizim mezhebimizde, fakirin kurban kesmek niyetiyle satın
aldığı kurbanın edâsı vâciptir. Zengin ise, gerek kendi mülkünde bulunan
veya gerekse satın aldığı kurbanın bedelini yani kıymetini tasadduk
edebilir. Böylece bu vecîbeyi uhdesinden çıkarmış olur.” (Molla
Hüsrev, a.g.e.)
SEVÂBINI ÖLÜYE BAĞIŞLAMAK ÜZERE
KESİLEN KURBAN
Hanefîlere göre bir kimse, kendi
parasıyla alıp sevâbını ölmüş bir yakınına veya herhangi bir mü’min
kardeşine bağışlamak üzere bayram günlerinde veya sair günlerde kurban
kesebilir. Kişi, kestiği bu kurbanın etinden kendisi yiyebildiği gibi,
başkalarına da verebilir. Zira kendi kurbanı gibi hüküm alır, sevabı da
bağışlanana gider. Fakat bir kimse vefât eden kişinin, irtihâlinden
önceki emri ile, onun adına keseceği kurbanın etinden yiyemez. Zira bu,
adak hükmündedir, kesen ve yakını yiyemez. Bunu tam olarak tasadduk
etmesi gerekir. (İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 5/229)
Hâsılı, ebedî âleme göç etmiş mü’minler adına da nafile olarak kurban
kesilebilir, sevâbı onlara bağışlanabilir. Bunun da bayram günü, yahut
da öncesinde kesilmesi hususunda bir ayrı hüküm yoktur. Her zaman
kesilebilir. Ancak vefat etmiş bir Müslümanın vasiyeti üzere kesilecek
kurbanın mekanla ilgisi yoksa da zamanla ilgisi vardır. Zira bu udhiyye
olarak kesilmekte ve sevabı vasiyet eden kimseye ait olmaktadır. Bu
sebeple Kurban Bayramı günlerinde kesilmesi icabeder. Bu mes’elenin
belgesini teşkil eden bir hadis-i şerif’te şöyle açıklanmaktadır. Hz.
Ali (r.a.) Peygamber (s.a.v.)’in ahirete göç etmesinden sonra Kurban
Bayramı’nda iki tane kurban kesmiş. Bunu gören Haneş (r.a.), bu ikinci
kurban nedir diye sormuş. Hz. Ali, “Resûlüllah (s.a.v.) vefatından sonra
bana, kendisi için kurban kesmemi vasiyet etmişti; işte ben onu
kesiyorum” cevabını verdi. (Sünenü Ebî Dâvud, cilt 3, sayfa 94)
Şâfiîlere göre, izni olmaksızın başkası adına kurban kesilemez. Vasiyet
etmemişse, ölü adına da kurban kesilemez.
KURBANIN SÜTÜ, ETİ VE POSTU İLE
ALÂKALI BAZI MESELELER...
Kurbanın sütünden istifade etmek,
etini ve derisini satıp parasını almak, veya demirbaş olmayacak bir şey
ile değiştirmek mekruhtur. Şayet böyle bir şey yapılırsa, kıymetini yani
kaç para ise o miktarı sadaka olarak vermek gerekir. Peygamberimiz
(s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kurbanın derisini satan kimsenin
kurbanı olmaz.” (ez-Zeylâî, Nasbu’r-Râye, 4/218)
Kurbanın et ve derisinden kasap ücreti de verilmez. Yani kasaba, “gel
benim hayvanımı kesiver; karşılığında bir miktar et vereyim yahut derisi
senin olsun” denilemez. Peki, kasaba et veya deri vermek câiz olmaz mı?
Tabii ki câiz olur; ancak, kasaplık ücretini de ayrıca vermek
şartıyla... Nitekim Hz. Ali (r.a.)’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir:
“Resûlüllah (s.a.v.), develer kurban kesilirken başında durmamı,
derilerini ve sırtlarındaki çullarını paylaştırmamı emretti. Onlardan
herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi bana yasakladı. Kasap
ücretini biz kendimiz veririz.” (Müslim, Hacc, 348)
Kurbanın derisi sadaka olarak verilir veya ondan seccâde ve saire gibi
evde kullanılacak bir şey yapılır.Hz. Âişe (r.anhâ) vâlidemizin ve diğer
bazı sahâbîlerin kurban derilerinden su tulumu yaptıkları rivâyet
edilmiştir. (Müslim, Edâhî, 28)
Kurbanın, kesilmezden evvel yünlerini kırkmak mekruhtur. Eğer kırkılacak
olursa, bu yünler de sadaka olarak verilir. Fakat kesildikten sonra yünü
yolunup veya kırkılıp kullanılabilir, bu câizdir. (Ö. N. Bilmen, B.
İslâm İlm. İst. 1985, s. 413-414)
|
|
|
KURBANIN KESİLME VAKTİ VE YERİ
Zengin bulunan her Müslümanın,
keseceği kurbanı, fıkıh kitaplarımızda belirtilen esaslara uygun olarak
boğazlaması dinî bir mecbûriyettir. Bir vazifeyi ifâ ederken dikkate
alınancak husus, sadece o işin yapılması değil, sünnete ve fıkhî
esaslara uygun biçimde ifa edilmesidir. Gösterilecek bu hassasiyet, dinî
emirlere bağlılığın alâmeti olduğu kadar ibâdetlerin makbul olmasının
sebebi bulunmaktadır.
Kurban kesmek, Hanefi mezhebine göre, zengin bulunan her Müslümana
vacibtir. Şu cihet dikkatten uzak tutulmamalıdır:Mal ve servet kimin ise
kurban kesmek de ona vacibtir. Dinî olçülere göre zengin sayılan bir
mü’min, nezâket göstermiş olmak için, aldığı bir kurbanı kesmeyip de
bedelini sadaka olarak bir yoksula verse vaya aldığı hayvanı diri olarak
bir fakire vermiş olsa üzerindeki borcu ödemiş sayılamaz.
Uhdiyye (kurban Bayramında kesilmesi vacip olan) kurbanı’nın birinci
gününde kesilmesi daha faziletlidir. Bir mazeret bulunduğunda, bayramın
ikinci veya ücüncü günlerinde de kesilebilir. Bayram namazı kılınmayan
obalarda ve küçük köylerde, tan yerinin ağarması ile kurban
kesilebilirse de bayram namazının eda olunduğu mahallerde namazı takiben
kesilmesi vacip bulunmaktadır. Ashaptan Uveymir bin Eskar (r.a.)uhdiyyesini
bayramdan önce kesmişti. Durumu Rasülullah (s.a.v.) e haber verince yüce
peygamberimiz, “Kurbanını iade et” buyurdu. Kurban, bayramından önce
kesilecek olsa, nafile; daha sonra boğazlansa kaza edilmiş olur.
Uhdiyye kurbanında mekan şartı yoktur. Bu ibadetle mükellef bulunan bir
müslüman, mukim sayılacağı yerlerden nerede dilerse kurbanını kesebilir.
”Misafirlikte bulunduğu yerde kurban kesmesi vacip değildir” sözü,
“Kurban kesilirse makbul olmaz” manasında olmayıp, “Kesmediği için
sorumlu değildir” anlamındadır. Misafir olmasına rağmen kurban kesecek
olsa nafile kurban sevabını kazanmış olur.
Hacca giden müslümanlar, misafir bulundukları için, uhdiyye kurbanı
kesmekle mükellef tutulmamışlardır. Bu sebeple bir kimse hac yolculuğuna
çıkarken geride kalan yakınlarına “Benim kurbanımı vekaleten kesiverin”
diye bir tenbihte bulunma mecburiyeti yoktur. Şayet kesilmiş olsa hata
yapmış olmaz. Sadece nafile kurban kesme sevabına erişmiş olur.
Unutulmamalıdır ki; Hacc’a giden müslümanlar misafir bulundukları için
kurban kesmekle mükellef tutulmamıştır derken Hacc’a gitmeseler
memleketlerinde kesmeleri icabeden kurban kasdedilmektedir.
Kıran veya temettu haccına niyet eden bir müslümanın, umre ile birlikte
hac vazifesini tamamlamaya muvaffak kıldığından dolayı, Cenab-ı Hakk’a
şükür için bir kurban kesmesi vaciptir. Hacıların kestiği bu kurban, hem
zaman ve hem de mekanla şartlandırılmış bulunmaktadır. Yani, bayramın
birinci, ikinci veya üçüncü günü harem hudutları içinde kesilmesi
lazımdır.
Kezâ bi hacı ihramlı bulunurken kurban kesmeyi gerektirecek bir hata
yapacak olursa, kesilecek “Ceza kurbanı”nın da hudutları içinde
kesilmesi mecburiyeti vardır. Fakat kesim işi bayram günleri ile
sınırlandırılmış değildir. Senenin hangi gününde boğazlansa hac
vazifesinde meydana gelen eksiklik telafi edilmiş olur. Şu kadar fark
var ki, ne kadar çabuk kesilirse o kadar iyidir. Çünkü yapılan hata
tamir edilmiş ve borç ödenmiş olur. Bir müslüman, kurban kesme cezasını
gerektiren bir iş yaptığını, memleketine döndükten sonra anlasa
gidenlerden birisi ile para gönderip kurbanı Harem hudutları içerisinde
kestirmesi gerekir.
Hac’da -Mina’da- kesilen kurbanların etini verecek fakir bulmak kolay
olmadığı için, kesilen kurbanları olduğu gibi yerde bırakmanın israf
olduğunu dikkate alan ve fakat dini hükümleri etraflıca bilmeyen bazı
kimseler, “Orada kurban kesip de israf etme! Memlekete dönünce bir Hac
kurbanı, birde bunu geciktirmekten dolayı ceza kurbanı kesersin” diye
ahkam imal etmektedirler. Bu kabil sözlerin ilmi ve islâmî bir değeri
yoktur. Verilen fetva geçersiz, yapılan tavsiyede mesnetsizdir.
Evet, en küçük bir değerin israf edimesine yüce dinimiz müsade
etmemiştir. Fakat fetva vermeye ehil olmayan kimselerin sözleri ile pek
değerli hac vazifesini israf etmek de islam dinine aykırı bulunmaktadir.
Yolculuk sırasında hastalanan veya parasını tüketen yahut çaldıran bir
kimsenin, vekalet yoluyla kestireceği kurban da zaman ve mekanla alakalı
bulunmaktadır. Şöyle ki: Muhsar adı verilen (hac veya umre için ihrama
girdikten sonra meşru bir mazeret sebebiyle arafat vakfesini ve ziyaret
tavafını yapamayan) kimsenin, kurbanı veya onun bedelini Mekke’ye giden
bir kimse ile göndermesi ve bu işi görüverecek şahısla gün ve saat
tesbiti yapması gerekir. Vekaleti üzerine alan şahıs, aralarında tesbit
ettikleri gün ve saatte kurbanı keser, muhsar da ihramdan çıkar.
Adak kurbanına gelince, eğer zamanı belirtilmiş bir nezir ise, tayin
edilmiş günde kesilmelidir. Nezirde yapılan mekan kayıtlamaları
itibarsızdır. “Falan yerde bir kurban keseyim diye adak yapan bir
Müslüman herhangi bir yerde nezrini ifâ edebilir.
Netice olarak ibadetlerimizin dini esaslara uygun olması, Allah katında
makbul olmasının en mühim şartıdır. Kurban kesecek müslümanların bu
cihetleri asla ihmal etmemesi icap etmektedir.
TEŞRİK TEKBİRLERİNİ UNUTMAYALIM
Kurban Bayramına has bir başka vecibe
de “Teşrik Tekbirleri”dir.
Zilhicce’nin dokuzuncu günü, yâni Kurban Bayramı’nın arefesinin sabah
namazından başlayarak, bütün farz namazların arkasından cemaatle olsun -
yalnız olsun, kadın-erkek her müslüman üzerine bayramın dördüncü günü
İkindi namazına kadar (İkindi namazı dâhil) 23 vakit tekbir getirmek
(yâni Allahü ekber, Allahü ekber, lâ ilâhe illallâhü vallâhüekber,
Allahü ekber velillâhil hamd demek) vâciptir.
Şâyet herhangi bir namazdan sonra unutulursa, Teşrik günlerinde
kılınacak bir namazın farzını müteâkip kâzâ edilir. |
|
|