DİNİ MENÜ
|
ORUÇ
İSLÂM’IN
ŞARTLARINDAN RAMAZAN ORUCU VE RAMAZAN-I ŞERİF
|
Ramazan-ı Şerif ayı, 11 ayın
sultanıdır. Ümmet-i Muhammed’in ayıdır. Gündüzleri oruçla, geceleri
Teravih namazlarıyla ihyâ edilir. Ramazan-ı Şerif Kur’an ayıdır. Bu
itibarla, Kur’an okumasını bilen herkes, bu ayda bir hatim yapmalıdır.
Ramazan-ı Şerif ayının evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da
Cehennem’den âzaddır.
Oruç lügatte, bir şeye karşı kendini tutmaktır. Nitekim Allah Teâlâ
Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Meryem’den hikâyeten şöyle buyurmuştur: “Ben,
Rahman (olan Allah) için oruç adadım (Yani söz söylememeye nezrettim).
Onun için bugün hiçbir kimseye kat’iyyen söz söylemeyeceğim” (Sûre-i
Meryem, Âyet 26) Kısaca Meryem vâlidemiz burada, konuşmamayı adadım
demek istemiştir.
Dînî ıstılahta ise Oruç; tutmakla mükellef kimselerin niyet ederek,
fecrin doğuşundan, imsâk vaktinden güneşin batışına kadar, ibâdet
niyetiyle yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmak gibi orucu bozan
şeylerden uzak durmak, bunları yapmamaktır.
Oruç, İslâm’ın beş temel şartından biridir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle
buyurulmuştur: “Ey iman edenler! Takvâ üzere olasınız diye, sizden
öncekilere oruç farz kılındığı gibi, size de oruç tutmak farz
kılınmıştır.” (Sûre-i Bakara, Âyet 183) “Kim o aya (Ramazan ayına)
erişirse oruç tutsun” (Sûre-i Bakara, Âyet 185.)
Hâdis-i Şeriflerde de; “Eğer kullar Ramazan ayındaki fazileti
bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi” (Mecmau’z-Zevâid,
3/140-14.) “Ramazan ayı gelince, Cennet kapıları açılır, Cehennem
kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır” buyrulmuştur. (Et-Terğib ve’t-Terhîb,
2/92)
Ramazan Orucu, Hicret’in ikinci yılı Şâ’ban ayının onunda, kıble
Kâ’be’ye döndürüldükten bir buçuk sene sonra farz kılınmıştır. Gerek
Âyet-i Kerîmelerden gerekse Hadis-i Şeriflerden anlaşılacağı üzere,
orucun ruhî ve bedenî yönden pek çok hikmetleri vardır. Ancak, hepsinden
önce oruç, Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’ne itaat ve ibâdettir.
Mü’min kul, bu itaatinden ötürü hudutsuz bir şekilde ecir kazanır,
Allah’ın rızâsına nâil olur. Çünkü oruç, sadece ve sadece Allah içindir.
Allah’ın keremi ise pek geniştir. Kezâ, “Reyyan” denilen ve sadece
oruçlulara tahsis edilmiş bulunan Cennetin o hususi kapısından içeri
girme hakkı elde edilmiş olur.
Mü’min oruç sebebiyle, daha önce hasbelbeşer işlediği günahlardan dolayı
hak ettiği azaptan da kendini uzaklaştırır. Oruç, bir yıldan öbür yıla
kadar işlenen küçük günahlara keffarettir. Oruçtan hâsıl olan itaat
sebebiyle Mü’min, Allah’ın çizdiği yolda dosdoğru gider. Çünkü oruç,
Allah’ın emirlerini tutmak ve yasaklarından sakınmaktan ibâret bulunan
takvâyı gerçekleştirir, irâdeyi kuvvetlendirir, gayreti biler, sabrı
öğretir, zihnin berraklaşmasına, tefekkürün parlamasına yardımcı olur.
Lokman Hekim oğluna şöyle demiştir: “Oğlum, mide dolduğu zaman tefekkür
uyur, dil hikmetsiz olur, â’zâlar Allah’a ibâdetten geri kalır.”
Oruç insana, düzen ve disiplin öğretir. Çünkü oruç, oruçluyu muayyen bir
vakitte yemeye içmeye mecbur eder.
Oruç, insandaki merhamet ve kardeşlik bağlarını geliştirir. Müslümanları
birbirine bağlayan yardımlaşma ve ictimâî tesânüd (sosyal dayanışma)
bağlarını kuvvetlendirir. Oruçlu kişinin açlık ve ihtiyaç hissetmesi onu
başkalarına iyilik yapmaya sevkeder… Fakirlik, hastalık ve açlık
sıkıntıları mevzuunda başkalarının derdine ortak olmaya teşvik eder.
Oruç fiilen insanın hayatını yeniler, vücuttaki fazlalıkları atar,
mideyi ve hazım organlarını rahatlatır, yiyecek ve içeceklerin bıraktığı
kokuları yok eder. Hadis-i Şerifte de buyrulduğu gibi; “Oruç tutan
sıhhat bulur”, “Sizlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç
kalplerinizi saflaştırır” (Künz-ül Hakâyık) Oruç, fakirlere karşı
şefkatli ve merhametli olmayı öğretir. Çünkü nefis bazı zamanlarda
açlığın acısını tadınca, bu acıyı diğer bütün zamanlarda da
hatırlayarak, fakirlere karşı merhametli davranmasını temin eder,
dolayısiyle Allah indinde güzel bir mükâfata kavuşur.
Hülâsa, yukarıdan beri saymaya çalıştığımız bütün bu faydalı ve güzel
hasletleri kazandıran orucun farz olduğu mübârek Ramazan-ı Şerif ayına
ulaşmış bulunmaktayız. Bu bakımdan herşeyden önce bizleri bu aya
kavuşturan yüce Rabbimize şükretmeliyiz. Zirâ, geçen sene beraber iftar
ettiğimiz bazı insanlar, ne yazık ki bu aya ulaşmadılar. Rabbimiz
bizleri ve topyekün Ümmet-i Muhammed’i Ramazan ayının rahmet, mağfiret
ve feyz deryasından mahrum etmesin, felâha ermeyi nasib ü müyesser
kılsın.
|
RAMAZAN-I ŞERİF
AYININ FAZİLET VE ESRÂRI
|
İmam-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i
Sânî Ahmed el-Farûkî es-Serhendî Kuddise Sırruh Hazretlerinden:
«Ramazan-ı Şerif ayı büyük bir aydır. Bu ayda nâfile olarak kılınan
namaz, zikir, sadaka ve benzerî ibâdetler, diğer aylarda edâ olunan farz
ibâdetlerin sevâbı ile eşittir. Bu ayda bir farz ibâdeti edâ eden, diğer
aylarda yetmiş farz ibâdeti edâ edenin ecrini alır.
Bir kimse, Ramazan-ı Şerif ayında bir oruçluya iftar ettirirse,
günahlarına keffâret olacağı gibi, kendisini de Cehennem azâbından
kurtarmış olur. İftar ettirdiği kimsenin sevabından birşey
eksilmeksizin, onun sevâbı kadar da kendisine sevap verilir.
Ramazan-ı Şerif ayında, bir kimse kölesinin veya hizmetinde bulunanların
vazifelerini hafifletirse, Allah Teâlâ kendisini bağışlar ve Cehennem
azâbından âzâd eder. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Ramazan-ı Şerif ayına
girdiği zaman, bütün esirleri serbest bırakırdı. İstek ve ihtiyaç
sahiplerine ihsanlarda bulunurdu.
Bir kimse Ramazan-ı Şerif ayında hayırlı işler ve faydalı amellerde
muvaffak olursa, bu muvaffakiyeti bütün sene boyunca devam eder. Şayet
bu ay, dağınık ve perişanlık içerisinde geçerse sene boyunca, dağınıklık
ve perişanlık sürer. Bu bakımdan, mümkün olduğu kadar bu ay içinde
cem’iyyet elde etmeye (derlenip toparlanmaya) çalışmak lâzımdır. Bunun
için de bu ayı ganîmet bilmelidir. Allah sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri,
bu gecelerin her birinde, Cehennem azâbına müstehâk olmuş binlerce
kimseyi âzâd eder. Bu ay içinde Cennet kapıları açılır, Cehennem
kapıları kapanır, Şeytanlar zincire vurulur ve rahmet kapıları açılır.
İftarda acele etmek, sahuru te’hir etmek sünnettir. Resûlüllah (s.a.v.)
Efendimiz bunun üzerinde ehemmiyetle dururdu. Bu hususa ehemmiyet
vermek, âdeta kulluk makâmına münasip bir tarzda ihtiyacını arzetmektir.
Hurma ile iftar etmek sünnettir. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), iftarda
şu duâyı okurdu: “Zehebe’z-zamâü ve’b-telleti’l-urûku ve sebete’l-ecru
inşâallaâhü teâlâ”. (Meâli: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşâallah
ecir de sâbit oldu.)
Bu ayda, Terâvih namazı kılmak, Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmek sünnet-i
müekkededir. Bunların neticeleri çok faydalıdır. Allah Teâlâ Habîb’i
(s.a.v.) hürmetine cümlemizi muvaffak eylesin.» (Mektûbât, c.1, s. 61)
|
SABIR VE ŞÜKÜR
AYI
|
Ramazan-ı Şerif oruç ayı
olduğu gibi aynı zamanda bir sabır ve şükür ayıdır. Sabır, hem zirvedeki
insanların hâli hem de o yolda mesafe katetmeye çalışanların güç
kaynağı… Şükür ise, insana bahşedilen duygu, düşünce ve âzâları
yaradılış gâyesi istikâmetinde kulanmak… Ramazan-ı Şerif ayı da hem
sabrın hem de şükrün; kalb, lisan ve bütün âzâlarla zirve noktasında îfâ
edildiği mukaddes bir aydır.
En uzun ömürlüler, en çok yaşayanlar değil, uhrevî bakımdan
hayatlarından en çok semere almasını bilenlerdir. İşte Ramazan-ı Şerif
ayı böylesine bir ömür sürmek isteyenlerin, acziyet ve fakirliklerini
itiraf ile ilâhî hazinelerden bolca istifade edebilecekleri bolca bir
zaman dilimidir. Zirâ bu ay, sînesinde “Bin aydan daha hayırlı olan” bir
geceyi, yani Kadir Gecesi’ni barındırmaktadır.
İnananlar olarak bize düşen sadece rahmet, mağfiret ve felâh ayı olan
Ramazan-ı Şerif’de değil, onun dışındaki günlerde de Rabbimize
müteveccih bir hayat yaşayıp bütün bir seneyi Ramazanlaştırmak… İslâm’ın
ulvî düsturlarını hayatımıza esas kılmak… Ve Efendimiz (s.a.v.)’in
sünnet-i seniyyelerine sımsıkı sarılmaktır.
|
BATILILARA GÖRE
ORUÇ
|
İlahiyatçı Marienne Meierir
şöyle diyor:
“İnsan Allah için yaptığı fedakârlık nisbetinde kulluk zevkini tadıyor.
İnsana, Allah için kayda değer bir fedakârlık yapma hissini oruç kadar
veren bir başka ibadet düşünemiyorum. Siz Müslümanlar, Rabbinize olan
müthiş bir sadakatle, “ye!” deyince yiyor, “yeme!” deyince
çekiliyorsunuz. Bilhassa iftar sofrasında, her şey hazırlanırken, onun
“ye!” emrini beklemenin heyecanlı zevkini tadıyorsunuz. Bu bizim çok
yabancı olduğumuz bir ulvî histir. Ancak bu güzel kulluk heyecanıyla
yürekler, hakiki Allah inancını bütün haşmetiyle hissedebilir. Bizim
ibadetlerimizde hakim olan; sathîlik, katılık, heyecansızlık ve
kuruluktur. Oruçla gelen kulluk zevkini, ben de yaşamak istiyorum.”
Dr. Helga Bühler de şunları söylüyor:
“Açlık grevi ile oruç arasındaki fark, insanın niyetidir. Oruç, pozitif
ve istekli bir harekettir. Açlık grevi ise, öfke ve gadaptan
kaynaklanır. Bilindiği gibi öfke ve sinirlilik halleri mide asiti
üretmekte, mide asiti ise acıkmaya sebep olmaktadır. Dolayısıyla oruçlu
kişi açlık hissetmezken, diğeri büyük bir açlıkla karşı karşıyadır.”
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de, asırlar öncesinden bu hakikati şu
mübârek Hadis-i Şerifleriyle hülasa olarak ifade buyurmuşlardır: “Oruç
tutunuz ki, sıhhat bulasınız” (Tergîb, 2, 83)
|
RAMAZAN VE KADİR
GECESİ GİBİ FIRSATLARI GANİMET BİLMELİ
|
Mü’min fırsatları iyi
değerlendirmelidir. Ömür, bize verilen en büyük nimetlerdendir ve
fırsatlarla doludur. Zaman zaman, gaybten bir fırsat treni istasyonumuza
uğrar… Fakat biz gaflet uykusundaysak yükünü boşaltmadan gelip geçer. O
trenin bazen tekrar geldiği de olur. Fakat sizin ondakilere duyduğunuz
ihtiyaç önceki gibi değildir artık.
Haşr günü’nün isimlerinden biri “pişmanlık günü” (Sûre-i Meryem Âyet 39)
Bir diğeri de, “aldanma günüdür” (Sûre-i Teğâbûn, Âyet 9) “Ölen herkes
pişman olacak… Kötülük yapanlar, kötülüklerinden dolayı: iyilik yapanlar
da daha fazla yapamadıkları için” (Sahih-i Tirmizî, Zühd, 64)
Cehennemdekiler, belki de Cehennem ateşinden ziyade, pişmanlık ateşiyle
yanıp tutuşacaklar. Fakat, “Ey bizim Rabbimiz! Bizi buradan çıkar; eğer
tekrar kötülüğe dönersek, gerçekten biz zalimleriz” (Sûre-i Mü’minûn
Âyet 107) “Yâ Rabbenâ! Bizi (dünyaya tekrar) çıkar; yaptığımızdan
başkasını yapalım (salih amel işleyelim)” diyerek canhıraşhâne
feryatları bir fayda temin etmeyecektir. Zirâ Cenâb-ı Hakk, “Size,
düşünebilecek kimsenin düşünebileceği, öğüt alabileceği kadar bir ömür
vermedik mi? Hem size Peygamber de geldi. (Fakat siz inanmadınız) O
halde tadın! (azabı) Çünkü zalimlerin yardımcısı yoktur” buyuruyor.
(Sûre-i Fâtır, Âyet 37)
Hayatta bize sunulan fırsatlar bazen de aleyhimize gibi görülen şeylerde
gizlidir. Şartlar, limon gibi ekşi olabilir. Fakat biz su ve şeker ilâve
ederek, o limonu limonata yapabiliriz. (Dale Carnegie, Üzüntüsüz Yaşamak
Sanatı)
Sesiniz, kasîde okumaya müsâit olmayabilir; üzülmeyin. Zirâ buna rağmen
iyi bir âlim olabilir ve güzel sesli bir çok kimsenin düştüğü
tuzaklardan selâmette kalırsınız.
Hasta mı oldunuz? Tedaviye çalışmakla beraber bunu aynı zamanda Allah’a
iltica ve tazarruya vesile yapıp, mânen istifâde edebilirsiniz. Fakir
bir ailenin çocuğu musunuz? Merak etmeyin; zirâ değerlendirebilirseniz,
bu sizin lehinize olacaktır. Pek çok zengin çocuğu tembelce oyalanırken,
siz ciddî bir çalışma temposuyla vakitlerinizi değerlendirebilirsiniz.
Sözlerimizi, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir Hadis-i Şerifleri ile
noktalıyalım: “Mü’minin hâli ne güzeldir. Eğer bir nîmete mazhar olsa
şükreder, sevap kazanır. Bir musîbete uğrasa, sabreder yine sevap
kazanır.” (Sahih-i Müslim, Zühd, 64) Sabredip, şükredebilenler ne mutlu!
|
ORUCUN FARZLARI
|
1- Niyet etmek,
2- Niyetin evvel ve ahir (son) vaktini bilmek,
3- Şafak yeri ağarmadan önceki vakitten güneş batıncaya kadar orucu
bozan şeylerden kendini muhafaza etmek.
Oruca başlama zamanına “imsak”, orucu açmaya da “iftar” denir.
|
ORUCUN KISIMLARI
|
Oruç altı kısımdır:
1- Farz,
2- Vâcip,
3 - Sünnet,
4 - Mendup,
5 - Nâfile,
6 - Mekruh.
Farz Oruç: Ramazan Orucunun edâ ve kazası, keffaret orucu ve nezredilen
(adamak, va''detmek suretiyle borçlanılan) oruçlar.
Vâcip Oruç: Bozulan nâfile orucun kazası.
Sünnet Oruç: Muharrem ayının 9''uncu günüyle beraber Aşure günü yani
10''ncu günü tutulan oruçtur.
Mendup Oruç: Her ayda tutulan 3 gün oruç. O üç günün "eyyam-ı bıyz" (Her
ayın 13. 14. ve 15inci günleri) olması da mendupdur.
Nâfile Oruç: Şu zikrettiğimiz oruçlardan başka mekruh olmayan oruçlar
nâfiledir.
Mekruh Oruç: Oruç tutulması mekruh olan günler “tahrîmen” ve “tenzîhen
mekruh” diye ikiye ayrılır.
a) Tahrîmen Mekruh Olan Oruç: Ramazan Bayramı’nın birinci günü ile
KurbanBayramı’nın birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günleridir. Bu beş
günde oruç tutmak, tahrîmen mekruhtur. Buna haram da denilir.
b) Tenzîhen Mekruh Olan Oruç: Muharrem ayının onuncu günü olan (Aşure
gününü) yalnızca bir gün olarak tutmak. Yalnızca Cuma günü veya yalnızca
Cumartesi günü oruç tutmak gibi.
Oruç ayrıca iki kısımdır:
1- Geceden niyet icap eden: Ramazan’ın kazası, nâfileden bozulan ve
gününe gün tutulan oruç, keffaret oruçları, zamanı belli olmayan nezir
oruçları. Bunlarda mutlaka geceden niyet şarttır.
2- Geceden niyet icap etmeyen: Ramazan ayında tutulan oruç, zamanı
muayyen olan nezir ve nâfile oruçlarda geceden niyet şart değildir.
Gece niyet yapılabildiği gibi gündüzün kaba kuşluğa kadar da niyet
yapılır. Ramazan günlerinde ister mutlak oruca niyet edilsin, isterse
nâfileye veya başka bir vâcibe niyet edilsin, oruç Ramazan orucu olur.
|
ORUCU BOZUP
SADECE KAZA İCAP ETTİREN ŞEYLER
|
1- Oruç hatırında iken
boğazına birşey kaçmak,
2- Mazmaza (gargara) ederken boğazına su kaçmak,
3- Niyetin vakti geçip öğleden sonra niyet etmek,
4- Unutarak yedikten sonra, orucu bozulmadığı halde bozuldu zannederek
yeyip-içmek ve cinsî münasebette bulunmak,
5- Ağzına giren kar veya yağmur suyunu yutmak,
6- Şırınga (iğne) vurdurmak,
7- Burnuna ilaç çekmek,
8- Kulağına yağ akıtmak,
9- Sabah vakti girdiği halde, sahur vaktidir zannederek yemiş olmak,
10- Güneş battı zannı ile iftar etmek,
11- Kusmuğunu ağzından çıkarmayıp yutmak,
12- Kendi tükrüğünü dışarı çıkarıp sonra yutmak,
13- Dişi kanayıp kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile müsâvi olduğu
halde yutmak,
14- Sigara içmek, buhur yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.
|
ORUCU BOZUP KAZA
VE KEFFARET İCAP ETTİREN ŞEYLER
|
1- Bilerek yemek, içmek ve
cinsî münasebette bulunmak,
2- Bilerek sigara içmek,
3- Kil çamurunu veya bunun haricinde yemeği adet edindiği çamuru yemek,
4- Sevdiği bir kimsenin tükrüğünü yutmak.
Yukarıda saydığımız hallerden birisini yapan kimse bozduğu orucu gününe
gün kaza edeceği gibi, suçuna keffaret olarak, arasını bölmeden iki ay
daha oruç tutacaktır. Yani 61 gün peşpeşe oruç tutması lâzımdır.
|
ORUÇLU İKEN
MEKRUH OLAN ŞEYLER
|
1- Bir şey tatmak,
2- Zaruretsiz bir şey çiğnemek,
3- Şekersiz sakız çiğnemek, (Şekerli sakız orucu bozar)
4- Zevcesini öpmek,
5- Zevcesiyle sarılmak,
6- Tükrüğünü ağzında birik-tirip yutmak,
7- Kan aldırmak.
|
ORUCU BOZMAYAN
ŞEYLER
|
1- Unutarak yemek, içmek ve
cinsî münasebette bulunmak,
2- Delirmiş olarak sabahlamak,
3- Ağza gelen balgamı yutmak,
4- Burnunun içine inen akıntıyı çekip yutmak,
5- Kulağa su kaçmak,
6- Dişler arasında sahurdan kalan, nohuttan küçük bir şey yemek,
7- Kendi kendine çok dahi olsa kusmak,
8- Sürme çekmek,
9- Gıybet etmek (Gıybet, orucu bozmaz ancak geriye sevapta bırakmaz).
|
TERAVİH NAMAZI
|
Teravih Namazı, Ramazan
ayının sünnetidir.
Kadın ve erkeğe sünnet-i müekkede olup yirmi rek’attir. Cemaatle kılmak
sünnettir. Tek başına da kılınabilir.
Yatsı namazından sonra, vitir namazından evvel kılınır. Her iki veya
dört rek’atte bir selâm verilir. Her selâmdan sonra biraz oturmak
sünnettir. Bu esnâda salavât-ı şerîfe, salât-ı ümmiye, âyet veya dualar
okunur.
İmam teravih namazı kıldırırken, arkasındaki cemaatin durumunu dikkate
alması lâzımdır.
|
KUR’AN’I KERİM'İN
İNDİRİLDİĞİ GECE KADİR GECESİ
|
“Hakikat Biz onu (Kur’an’ı
Levh-i Mahfuz’dan dünya semâsına) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir
Gecesi’nin (o fazilet ve şerefini) sana bildiren nedir? Kadir Gecesi
(içinde Kadir Gecesi bulunmayan) bin aydan daha hayırlıdır. Onda
melekler ve ruh, Rablerinin izniyle her bir iş için (yani, o seneden
gelecek seneye kadar Allah Teâlâ’nın hüküm ve kazâ buyurduğu her emirden
dolayı yeryüzüne) iner de iner. O (gece) fecrin tulûuna kadar (yani tan
yeri ağarıp sabah oluncaya kadar) bir selâmdır. (O vakte kadar melekler
uğradıkları her mü’mine selâm verirler. yani o gece aynı selâmettir.)
Sûre-i Kadir
Kur’an-ı Kerim’de Kadir Gecesi’nin kadr-u kıymeti bu ilâhî beyanlarla
anlatılıyor. Cenâb-ı Hakk, Ümmet-i Muhammed’e hâs, bir ömre bedel bir
geceyle onları taltif ediyor. Kur’an’ın Kadir Gecesi’nde indirildiğini
beyân bu gecenin kadir ve faziletinin anlatılmasıda yine onun kıymet ve
şerefini açıklamaktadır.
Şâir bunu anlatırken,
“Azîzim bin aya değer
Hilâlin bin aya değer
Yıl var ki, bir güne değmez
Leyl var ki bin aya değer” diyor.
Kısaca, zaman katlanarak değer kazandığı mübârek Kadir Gecesi gibi ilâhî
rahmetin coşup zirveye ulaştığı gün ve geceleri anlatmak istiyor.
Bir tek gece; ama bin aydan daha hayırlı, daha bereketli, bir ömre bedel
bir gece… Hallâc-ı Mansur hazretleri; “saymak, sıralamaktır” diyor.
Kadir Gecesi’nin faziletini bin ayla sınırlamak da öyledir. Zirâ Cenâb-ı
Hakk “Bin aydan daha hayırlı”dır buyuruyor ki, bu fazlalığın miktarını
da ancak Zâtı bilir.
Mâdem Kadir Gecesi Cenâb-ı Hakk tarafından bizim için bir ihsân-ı
ilâhîdir, o halde biz de bizim için olan bu gecenin kıymetini bilmeli ve
ona göre hareket etmeliyiz.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Kim Kadir Gecesi’nde (sevabına)
inanarak, ihlâs ile kâim olursa (o geceyi ibâdetle ihyâ ederse) geçmiş
günahları bağışlanır” buyurur. (Buhârî, Müslim) Demek ki, bu geceyi
değerlendirmenin birinci şartı “kâim olmak” yâni gafletle geçirmemektir.
Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) Ramazan-ı Şerif ayını ve bâhusus son on
gününü diğer gün ve gecelerden daha farklı bir şekilde ihyâ eder, âile
efradını da kaldırır, ibâdet hususunda daha çok gayret gösterirlerdi.
Kadir Gecesi’nin Ramazan-ı Şerif ayında, bilhassa son on gününde saklı
oluşunun hikmeti, insanların ona güvenip diğer zamanlarda isyâna
dalmamaları bir diğer hikmeti de yine buna bağlı olarak, Kadir Gecesi’ne
tesadüf etme ümidiyle bütün bir Ramazan ayını ihyâ etmelerini istemek
olabilir.
Bir başka Hadis-i Şerif’te de Allah Resûlü (s.a.v.) “Kadir Gecesi yatsı
namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır” buyurur.
Kadir Gecesi’nin gündüzünde de gecesi gibi ibâdet ve tâatten uzak
kalınmamalıdır. Zirâ mâlumdur ki, yeryüzünde bir yerde gece olurken,
diğer bir yerde gündüz olmaktadır. Böylece her iklimde bulunan, kendi
gecesini ihyâ etmek suretiyle aynı hayır ve selâmetten istifade
etmektedir.
Mü’minlerin annesi Hz. Âişe (r.a.) şöyle diyor:
– Dedim ki: “Yâ Resûlüllah, Kadir Gecesi’ni bilirsem onda ne (şekilde)
duâ edeyim?
Şöyle söyle (duâ et) buyurdu:
– “Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa’fü annî” (Mânâsı:
Allahım! Şüphesiz ki sen çok afvedicisin, affı seversin: o halde beni
affet) (Tirmizî)
İslâm Büyükleri Kadir Gecesi’nde Allah rızası için kılınacak olan nâfile
namazdan sonra 100 defa bu duânın okunmasını tavsiye etmektedirler.
Rabbimiz bu mübârek geceye erişip ihyâ ederek; rahmet-mağfiret ve
feyzinden â’zamî derecede istifâde edebilmeyi hepimize nasip eylesin.
KADİR GECESİ NASIL
ANLAŞILIR?
Kadir Gecesi’nin Ramazân-ı Şerif’in 20’sinden sonraki tek gecelerinde
aranmasına dair müteaddit Hâdis-i Şerifler vârid olmuştur. Birinden
itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyükler de vardır.
İmâm-ı Şâ’ranî Hazretleri Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu,
Ramazân-ı Şerif’in giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir:
Pazar günü girerse, 28’i 29’a bağlayan gece.
Pazartesi günü girerse 20’yi 21’e bağlayan gece.
Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gece.
Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gece.
Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gece.
Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gece.
Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gece.
İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri 30 sene Kadir Gece’siyle bu târife göre
müşerref olmuşlardır. Bir çok ehlullah bu usûlle Kadir Gecesi’ni
bulmuşlardır.
Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi,
müminlerin her geceyi Kadir bilip, her gece çokça ibâdet etmeleri
içindir.
Kadir Gecesi’nde hava berrâk ve güzel olur. O gece her şey Allah’a secde
eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Mü’minlerin afv-ı ilâhi ve
mağfiret-i sübhanîye mazhar olurlar.
|
KADİR GECESİ
NASIL ANLAŞILIR?
|
Kadir Gecesi’nin Ramazân-ı
Şerif’in 20’sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit
Hâdis-i Şerifler vârid olmuştur. Birinden itibaren tek gecelerde
aranmasını tavsiye eden büyükler de vardır. İmâm-ı Şâ’ranî Hazretleri
Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı Şerif’in giriş
günlerine göre şöyle tesbit etmiştir:
Pazar günü girerse, 28’i 29’a bağlayan gece.
Pazartesi günü girerse 20’yi 21’e bağlayan gece.
Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gece.
Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gece.
Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gece.
Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gece.
Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gece.
İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri 30 sene Kadir Gece’siyle bu târife göre
müşerref olmuşlardır. Bir çok ehlullah bu usûlle Kadir Gecesi’ni
bulmuşlardır.
Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi,
müminlerin her geceyi Kadir bilip, her gece çokça ibâdet etmeleri
içindir.
Kadir Gecesi’nde hava berrâk ve güzel olur. O gece her şey Allah’a secde
eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Mü’minlerin afv-ı ilâhi ve
mağfiret-i sübhanîye mazhar olurlar.
|
KADİR GECESİ’NDE
NE YAPILIR?
|
Bu gece dört rek’at Kadir
Gecesi namazı kılınır:
1’inci rek’atte 1 Fatiha 3 Sûre-i Kadir (İnnâ enzelnâhü fî leyletil Kadr
ve mâ edrâke mâ leyletül Kadr leyletül Kadri hayrun min elfi şehr
tenezzelül melâiketi verrûhu fîhâ biizni Rabbihim min külli emrin selâm
hiye hatta metla‘ı-l fecr)
2’inci rek’atte 1 Fâtiha 3 Sûre-i İhlâs, (Kul hüvallahû ehad
allahüssâmed lem yelid ve lem yûled ve lem yeküllehû küfüven ehad)
3’üncü rek’atte 1 Fatiha 3 Sûre-i Kadir,
4’üncü rek’atte 1 Fâtiha 3 Sûre-i İhlâs okunur.
Namazdan sonra okunacaklar:
1 defa, “Allâhüekber Allâhü ekber. Lâ ilâheillallâhü vallâhü ekber.
Allâhü ekber ve lillâi’l-hamd.”
100 defa Sûre-i İnşirah (Elemneşrah leke sadrâk ve vezağnâ anke vizrâk
ellezî en kaza zahrâk verafeğnâ leke zikrak fe inneme‘al usri yüsran
inneme‘al usri yüsrâ fe izâ ferağte fensab ve ilâ Rabbike ferğâb)
100 defa Sûre-i Kadir (İnnâenzelnâhü...)
100 defa da Resûlüllah Efendimiz’in Hz. Âişe vâlidemize öğrettiği
“Allahümme innekeafüvvün kerîmün tühibbü’l-afve fâ’füannî” duâsı okunup,
ondan sonra duâ edilir.
Mümkünse, kandil gecesi olması hasebiyle bir de Tesbih namazı kılmalıdır |
|
|